Showing posts with label ilustrasyon. Show all posts
Showing posts with label ilustrasyon. Show all posts

Monday, December 24, 2012

Mutlu Seneler!

ilustrasyon: Ole
Zarflara biraz ara verip, elektronik posta icin hazirladigim ilustrasyonu paylasayim dedim. Hem de firsat bu firsat, herkese sicacik, mutlu mu mutlu, umut dolu, dus dolu, yasam dolu, dolu dolu bir yil dilemek istedim.

Saturday, December 22, 2012

Yeni Yila Yaklasirken...



ilustrasyonlar: ole
Gecen gonderide yanlis vurguladigimi fark ettim. Aslinda susledigim kartlar degil, zarflar. :)

Thursday, December 20, 2012

Yilbasi Kartlari

Ilustration: Ole

Ilustration:Ole

Ilustration: Ole
Gonderilmis yilbasi kartlarinin uzerleri de kendileri de kadar suslu puslu! Yavas yavas paylasacagim. :) Gerci 60 adedin uzerinde kart gonderdigimiz icin hepsini boyle suslemek imkansizdi, ama aralarinda epey zaman alanlar vardi.

Monday, December 3, 2012

Iyilestiren Eller

Illustrasyon: Ole
Bu ilustrasyonu hediye olarak yaptim. Gectigimiz donemlerde, bu ilustrasyona benzer bir logo tasarlamistim. Logo sahibi kisi elleriyle insanlari iyilestiriyor. Vucudundaki olumlu enerjiyi hastanin vucudundaki sorunlu bolgeye uyarliyor. Bu tip alternatif tedavi yontemlerinin genel ismi iyilestiren eller; logo sahibi de kendi isyerinin ismini dengeli tedavi koymus. Maalesef logo hala patent alma asamasinda oldugu icin paylasamiyorum; ancak kisaca bu cizimin cok cok sadelestirilmis hali diyebiliriz. Ortadaki daireler, vucuttaki enerji noktalarini simgeliyor; her birinin de belli bir rengi var- baska bir deyisle, renklerin secimi ve siralamasi keyfi degil. Ben daireleri insan omuriligi seklinde yerlestirip bir Ying Yang dengesi olusturdum ve elleri de bu felsefeye gore yerlestirdim. Logoda agaclar dallar yok tabii ki, ama ilustrasyonda, bu dallari ellerle daireleri birbirine baglayan olumlu enerji olarak dusundum. Neyse, umarim hediye sahibi begenir. :)

Wednesday, November 14, 2012

Yeni Yil ve Alisveris...

Ole'
Ucuncu denemeyi de tamamlamis bulunmaktayim. Santa yazisini tesadufen gazeteden bulunca, bu denemeyi yapmak farz oldu. :) Kirmizi kesinlikle icimi acti. Yalniz her bir karti yapmak epey zaman ve emek isi, bakalim ne zaman pes edecegim? :)

Bu arada, yeni yil demek hediye vermek demek. Eger siz de benim gibi hediye vermekten buyuk bir keyif aliyorsaniz, ne demek istedigimi anlayacaksiniz. Eger hediye listeniz uzuyor ve altindan nasil kalkacagim diye dusunuyorsaniz, online indirim firsatlarini gorebileceginiz indirimlr sayfasina bir goz atmanizi oneririm. ;)

Monday, October 8, 2012

Ah Sonbahar...

Ilustrasyon: Ole





Sonbahar guzeldir. Yaz mevsiminin isiltisi ve civiltisindan sonra gelmesidir sanssizligi. Bir huzunu de getirir beraberinde. Ilkbahar gibi inatci degildir; daha oturakli, daha bilgedir. Belki biraz kaderci, biraz yorgun. Ama kesinlikle huzur vericidir. 

Aslinda yazacak cok sey var. Elim artik gazetelere bile gitmiyor; endise verici haberleri okuyasim bile gelmiyor. Keske guzel ulkemin tum agaclari birlesip, bir anda yapraklarini dokseler yukarilardan. Rengarenk yapraklar yagsa, insanlarin kafasini alsa, dikkatlerini dagitsa, onlara insan olduklarini hatirlatsa...Keske doga kazansa...

Saturday, September 29, 2012

Nedir Bu Yarn Bombing?


Turkce'ye " Iplik Bombalama" diye cevirebilecegimiz Yarn Bombing terimiyle, tesadufen dergi karistirirken karsilastim. Sonra detayli bir arastirmaya girisince o kadar ilgimi cekti ki, paylasmadan edemedim. Yarn bombing aslinda bir grafitti ya da sokak sanati bicimi. En onemli ozelligi, boya ya da tebesir yerine rengarenk ipliklerin orgu ya da dantel olarak kullanilmasi.

Bildigimiz ve aliskin oldugumuz grafittiye gore oldukca genc olan bu sokak sanatinin ilk orneklerine 2004 Mayis'inda Hollanda'da rastlanmis. 2005 yilinda ise Teksas'li orguculer ellerinde kalmis ve bitmemis orguleri ile bu sokak sanatina katkida bulunmuslar. Ondan sonra da dunyanin her kosesinden farkli sanatcilar bu ise gonul vermeye baslamis. 

Bu hareketin anasi olarak Houston'li 37 yasindaki Magda Sayeg goruluyor. 2005 yilinda kendi dukkaninin kapi koluna sirin ve sicak olsun diye yaptigi bir orguyu giydirince, dukkana ilgi cok artmis. Bakmis insanlar sirf kapi koluna bakmak icin arabalarindan iniyorlar, gitmis bir alt sokaktaki trafik levhasina tozluk giydirmis. Ondan sonra da Houston sokaklarinda yavas yavas orguleri belirmeye baslamis. Zamanla,  bu bireysel minik sirinliklerin yerini daha buyuk projeler almis. Ucretli projelerde yer almaya baslamis, yaptiklarini internet uzerinden paylasarak bu akimin gelismesini saglamis. Buyuk sirketler urunlerini orsun diye Sayeg'e 20,000 $' a varan ucretler odemisler. Toyota 2010 yilinda Prius modelleri icin bir suveter ordurtmus. Smart icin Roma'ya ucarak arabayi 1970'ler tarzi bir battaniye ile kaplamis. Gectigimiz yil da Mini Cooper icin benzer bir reklam kampanyasinda calismis. Tahmin edeceginiz uzere, Sayeg'in isleri oylesine artmis ki, o minik dukkanini coktan kapatip Austin'e yerleserek, kendisini yeni kariyerine adamis.

Akim gelistikce, Londra'li Lauran O'Farrell, "Knit the City- Sehri Orun" isimli Londra'nin ilk graffiti orgu grubunu kurmus. El yapimi amigurumi yaratiklar, karakterler ve objelerle bir oyku ya da tema anlatmaya baslamislar. Gunumuzde bu tema o kadar yaygin ki, bazen bir bisikleti ya da koca bir otobusu, bir agac govdesini ya da kaldirim tasindaki catlaklari rengarenk orgulerle bezenmis bir halde gormek mumkun.

Ornegin 24 yasindaki Jessie Hemmons, Philadelphia Sanat Muzesi'ndeki Rocky heykelini cok buyuk, maco ve turistik buldugu icin, gectigimiz yil Nisan ayinda pembe ipliklerle ormus. Hemmons'in yaptigi sanatla ilgili cok onemli bir cikarimi var. Ona gore graffitti ve sokak sanati cok erkek egemen, yarn bombing ise daha feminen. Anneannelerimizin suveterleriyle graffiti yapmak gibi bir sey. Belki de bu yuzden Yarn Bombing yerine Anneanne Grafittisi tanimini kullananlar da var.

Bu sanat insanlarin ne kadar hosuna giderse gitsin, kanun cok acik bir sekilde Yarn Bombingin vandalist bir akim oldugunu soyluyor. Her ne kadar polisler daha toleransli davransalar da, aslinda bir suc. Tum bunlari yazarken , acaba Istanbul sokaklarinda biri kalkip bir otobus duragini ormeye kalksa basina neler gelirdi diye dusundum. Basina toplanan onlarca kisiyi, akil veren teyzeleri, durdurmaya calisan zabita memurlarini gozume getirdim. Sonra bir gun, buyuk sirketlerin biri sirf dunyada unlu diye bir Amerika'li sanatciyi getirdiginde ayni insanlarin nasil hayranlikla esere baktiklarini dusundum. Bizim teyzelerimizin her biri birer tig sanatcisi, acaba bir gun bir araya gelip Galata Koprusu'nu rengarenk orseler guzel olmaz miydi?




Ilustrasyon: Ole
For English, please click CosieCosie.

Thursday, September 20, 2012

Sevgi dolu iletişim...


İnsan olmak ya da hayvan olmak, anne ile evladı arasındaki o sımsıcak sevgi bağını değiştirmiyor. Her daim aynı. Karşılıksız, sözsüz, sımsıcak...

Not: İtalyanca ve Almanca karşılıklarını da yazdım. Çok kolay değil mi? Kelime haznemize bir kelime daha eklemiş olduk. :)

İllüstrasyon: BuBu

Wednesday, September 19, 2012

Ne Zaman Dinecek Bu yağmur?!!


Yağmuru çok seviyorum hem de çoook...ama bu yağan başka bir yağmur keşke hiç yağmasa bir an önce dursa dediğimiz, her yağdığında içimizden bir parçanın koptuğu canımızın acıdığı cinsten. 

Sen ne kadar çizmeni, yağmurluğunu giyip üstüne bir de şemsiyeni alsan da ayaklarına değen, üzerine düşen yağmurun sana bulaşmamasını engelleyemezsin evet sen!!!

Toprağın kokusunu ortaya çıkaran yağmurlar yağsın ki örtsün bu ayıbı. 

İllüstrasyon: BuBu

Saturday, September 15, 2012

Müzik - Michael Jackson...Thriller




Herhalde gençlik yıllarında Michael'ın şarkılarını dinlemeyen yoktu! Biz ailecek anne,baba,iki küçük kız çoçuğu olarak Michael'ın hayranıydık. Özellikle kardeşimin tüm albümlerinden oluşan Michael Jackson kaset- o zaman Cd nedir bilmezdik - koleksiyonu vardı. Arabaya biner binmez babam hemen kaset çalara takardı bir Michael biz de hemen girerdik havaya...hiçbir şarkısını ezbere bilmediğim halde her şarkısına eşlik edebilirim. Kendimce anladığım kadarıyla söylediğim şarkıları vardı o zaman. 

Kısa bir anı: Üniversite ilk yılım ben Caco ile yeni tanışıyorum. O kadar kendimden eminim ki Michael Jacksonın şarkısını söylüyorum. Tabii Caco sırımsırımsırıtıyor anlam veremiyorum. Hatta hadi bir daha söyle diyor. Ben de tamam diyip havalı havalı söylüyorum. Meğer güzel söylediğimden değil de söylediğim sözlerden dolayı söylememi istiyormuş. Yani anlayacağınız ben yine kendimce yalan yalnış söylüyorum ve hala daha o şarkıyı öyle söylerim hangisi mi? SMOOTH CRIMINAL

Peki ben nasıl mı söylüyordum nakaratı...işte böyle:=) 
enigici voki enigici voki 
ar yu voki yeni 
hupi supi huppp criminıl....

ve bunları bağıra bağıra havalı kendimden emin hafif bir dans eşliğinde söylediğimi düşünürseniz gayet güzel bir sahne oluşuyor. Gerçi sırf bu Michael'ın şarkısı için değil küçükken Sezen Aksunun şarkılarının sözlerini de anlayamaz atardım. Sizin de var mı böyle anılarınız:=)

Ama sizinle Thriller videosunu paylaşacağım, hafif sinema keyfi tadında iyi seyirler ve iyi dinlemeler:) 



İllüstrasyon: BuBu

Thursday, September 6, 2012

Kara kedi görmek uğursuzluk getirir mi?


Olé ile kendi aramızda acaba bu neden böyle şu neden böyle derken fikir anası olarak Olé dedi ki: Kara kedi görmek neden uğursuzluk getirir derler?
Ben de bu soru üzerine ufak bir araştırma yaparak bu sorunun cevabını bulmaya çalıştım.

Günümüzde çok yaygın olan batıl inançlardan birisi "Kara kedi görmek uğursuzluk getirir" inancı.  Belki de kara kediciklerin hiç bir suçu yoktur. Tek suçları, biri şansız bir durum yaşarken ordan geçiyor olmaları ve bunun sonucunda bu şansızlığın kara kedi gördüme kadar uzanmasıdır - ki büyük ihtimal ile böyle. Yoksa renkleri sırf kara diye bu kediciklere haksızlık etmek biraz insafsızca bir de siyah renk hep benim için gücü simgeler o  da karşı tarafta bir korku yaratıyor olabilir...

Neyse iç sesimi konuşturduktan sonra biraz da geçmişten günümüze bu konu hakkında neler olmuş bir göz atalım. İlk olarak hristiyanlığın yükseldiği dönemlerde bu inanç yayılmaya başlamış. Hristiyanlık yayılmaya ve kendinden önceki kültürlerin sembol olarak kabul ettiği şeylere kötü anlamlar yüklemeye başladığında insanların kara kedilere bakış açısı değişmeye başlamış. Hristiyanlığın; inatçılık, özgürlük gibi karakter özelliklerine şeytani anlamlar yüklemesi ve kara kedilerin geceleri şeytana dönüştüğü gibi inançların kilise tarafından Avrupa'ya yayılması insanların bu hayvanlara olan nefretini iyice arttırmış. Hatta evinde kedi besleyen binlerce kadın; cadı ya da büyücü olduğu gerekçesiyle kedileriyle birlikte yakılarak öldürülmüşler. İyi ki o dönemde yaşamıyordum yoksa erkenden dünyaya veda etmek zorunda kalırdım kedi sevgim yüzünden:(

Bir başka görüşe göre - çok uzun seneler evvel doğada yaşadığımız dönemde- en çok sayıda insan ölümüne sebep olan ailenin kedigiller olması ve bu durumun insan tarafından zamanla iç güdüselleştirildiği; toplumda kedilerin uğursuz sayılması inancının yayılmasında bu durumun da etkisi olabileceği düşünülüyor.

Milattan önce 3000 yıllarında kedi Mısırlılarda evcilleştirilmeye başlandı ve her renkten kedi aileler için kutsal sayılıyordu. Ailenin kedisi öldüğü zaman, aile yas tutardı ve kedinin ölüsünü mumyalaştırırdı. Başta doğu ülkeleri olmak üzere, kedilere olan saygı uzun yıllar sürdü. Ortaçağa doğru artan nüfus artışı kedilerde de görüldü ve zaman içerisinde değerlerini yitirmeye ve kutsal görülmemeye başlandılar. 

Peki uğursuz olduğunu düşünen biri bu uğursuzluğu başından savmak için ne yapıyordu? 
Kara kedi görüldüğünde yürüyerek bir çember çizilmesi ve  görüldüğü yere dönüp 13'e kadar sayılması. Ya da saçını çekmek.

Peki ben mi ne yapıyorum kara kedi gördüğümde...koşarak onu kucaklıyorum ve seviyorum. Ha kara ha beyaz olmuş ne fark eder özünde kedi işte. Aynı bizim gibiler sarışın, esmer, kumral...Çeşitlilik güzeldir. Sadece dilden dile söylenişi değişiyor o kadar:=) İşte aşağıda bir kaç örnek sizler için...



Yazıların tam okunmama olasılığını göz önüne alarak sol üstten başlayarak isimleri tekrardan yazıyorum. Der schwarze Kater - il gatto nero - Kara Kedi:) - The black cat...

Hmmm peki Kara Kedi denilince benim aklıma neler geliyor dersek:

  • Kara Kedi (İng. The Black Cat) Edgar Allan Poe tarafından yazılmış kısa öykü. Ayrıca aynı isim ile filmi de çevrilmiştir. Ne yazık özgün öykü ile çok az ortak noktaya sahipti.
  • Emir Kusturica'nın Ak kedi, Kara Kedi filmi- ki kendisi benim favori listemde ilk üçte yer alır. Muhteşemdi. Kesinlikle izlemediyseniz muhakkak izlemelisiniz. Keyif ile izleyeceğinizden eminim.
  • Veee evimizin sevimli üyesi İncir bey tabii ki. Kendisi tamamen kara olmasa da yüzü ve patileri kara, sevimli mi sevimli bir kedicik. 


İllüstrasyonlar&Fotoğraf: BuBu
Kaynak: Ekşi Sözlük ve Vikipedi'den genel olarak bilgi alınmıştır.

Monday, September 3, 2012

Müzik - Madonna ...Like A Prayer


Geçmişe yolculuğumuza Madonna ile devam ediyoruz... 
İyi dinlemeler!


İllüstrasyon:BuBu
For English please click CosieCosie.

Sunday, September 2, 2012

Barisa Bir Sans Verelim...

Bir gun gecikmeli de olsa, Dunya Baris Gunumuz kutlu olsun. :)

Ilustrasyon: Ole
For English please click CosieCosie.

Wednesday, August 15, 2012

Zamanda yolculuğa hazır mısınız?


Bugün kendimi "All my Life" şarkısını mırıldanırken ardından da Karla Bonoff'u çizittirirken masa başında buldum. Ama bir anda elim titredi şarkının sözlerini yazarken ve o aklıma geldi, taaaa küçüklüğüme döndüm ve Parliament Pazar gecesi Sinemasını hatırladım evet doğru ya bu şarkı o şarkıydı:=) İnanın bir anda gözlerim doldu, zaman durdu sanki tek tek o günler gözümün önünden geçti izlediğim filmler, her pazar gününü kardeşim ile sabırsızlıkla bekleyişlerimiz... Yanlış hatırlamıyorsam ilk yayınlanan Batman olması lazım, ama ben de etkisi en derin olan filmlerden biri Crow filmidir ilk kez televizyonda Parliament Pazar Gecesi Sineması ile izlemiştim, ondan sonra iki kere daha izledim:=)

Bilmiyorum ama bugün garip duygular ile doluyum, Parliament Pazar Gecesi sineması bana hoş anılar hatırlattı...ne güzelmiş bizim çocukluğumuz,gençliğimiz...kocaman bir ahhh çekerek aşağıdaki videoyu tekrar tekrar izledim.

İyi Seyirler,


Parliament Pazar Gecesi Sineması von TopCambazi

İllüstrasyon: BuBu 

Tuesday, August 14, 2012

80'ler - Laura Branigan...Self Control



Lise ve Üniversite yıllarımda severek dinlediğim şarkıları defterime not etmeye, ederken de şarkıcıları resmetmeye devam ediyorum. 
Laura Branigan, 3 Temmuz 1957’de New York şehrinin dışında yer alan Brewster bölgesinde dünyaya geldi. Self Control(1984) Laura'yı unutulmaz yapan albümlerden biri. Hatta ben küçükken bu Albüm bizde vardı ama devamlı taşına taşına bir çok eşya gibi albümlerin çoğu da kayboldu:( Hemen hemen her şarkısını keyifle dinlediğim Laura Branigan maalesef 26 Ağustos 2004 tarihinde uykusunda geçirdiği beyin kanaması sonucu hayata veda etti. Ayrıca sanatçının 4 Grammy ödülü bulunmaktadır.
Kulağınızın pasını silmek ve bir kez daha Laura Branigan'ı hatırlamak adına aşağıdaki videoyu sizlerle paylaşıyorum. Eminim dinler dinlemez siz de gözlerinizi kapayıp bir anda geçmişe döneceksiniz. İyi dinlemeler!



İllüstrasyon:BuBu
For English please click CosieCosie.

Sunday, August 5, 2012

Prenses ve Bezelye

Andersen unlu bir cocuk oyku yazari. Danimarkalilar'in medar-i iftihari. Ne var ki, cocuklugumdan beri anlayamadigim, bununla birlikte anlam veremedigim kadar taninmis bir hikayesi var. Ozetle, bir kralicenin ogluna gercek prenses bulma yontemiyle ilgili. 20 kat yatak yorganin altina yerlestirdigi bir bezelye tanesi yuzunden uykusuz kalan, her yeri agriyan kisinin ancak bir prenses olabilecegi sonucuna varan, ilginc bir yontem bu. Oykunun detayina inince, bu testi yaptigi kizcagizin kapilarina yagmurdan tarumar olmus, cok ezik bir sekilde geldigini ogreniyoruz. Kralice dis gorunusle degerlendirmeden, onyargiya dusmeden kapisini acip, bu testi kendisine uyguladiginda, ancak bir prensesin bu kadar hassas bir cilde sahip olabilecegine karar veriyor.

Her ne kadar, "Hayatta hep dis gorunuse bakmayin ve bezelye tanesi kadar kucuk detaylarin bile buyuk onem tasiyacagina inanin." gibi bir zorlama kissadan hisse cikarilsa da, ben oykuyu biraz gereksiz buluyorum. Dusunsenize, insanin aklina daha cok, "Bu prenses milleti ne kadar rahatina duskun, ruzgardan nem kapacak kivamda." gibi yorumlar getirmiyor mu?  Yine de kafamda canlandirdigi ustuste 20 yatak goruntusu, o dalli budakli carsaflar o kadar hosuma gidiyor ki, ciziktirmeden edemedim. :)

Ilustrasyon: Ole'
For English please click CosieCosie.

Sunday, July 29, 2012

Sonmeyen Ates

Tek kanalli televizyon gunlerinin cocuklari olarak, Olimpiyatlar'in gonlumuzdeki yeri ayridir. Ailecek ekran karsina kilitlendigimiz, her renk ve milletten atletlerin farkli alanlardaki dostane yarislarini izledigimiz o gunleri ozlemeyen var midir acaba? Ne internetimiz, ne cok kanalimiz vardi; ama sanki o gunler dunyaya daha entegreydik, olan bitenle daha cok alakadardik. Dunya umrumuzdaydi, kis oyunlari, buz pateni, acik tenis turnuvalari, jimnastik, ustste kirilan dunya rekorlari, hepsi yakin takibimizdeydi. Aramizda insanlarin Facebook guncellemelerini degil, sporcularin basarilarini konusurduk.

Omrumde bir Olimpiyat acilisina gitmek hayalimdir. Umarim cok yaslanmadan bu hayalimi gerceklestirme firsati bulurum. Cok yaslaninca, Ingiltere Kralicesi gibi torenler sirasinda uyuyakalmaktan korkuyorum. Dusunsene onca sene bekle, sonra yorgunluktan dus ve uyu. :) Acilisi haftasonu bastan sona izleme imkani buldum.Her ne kadar Pekin'den sonra Londra'nin isi organizasyon acisindan zor olsa da, acilislari ruya gibi oldu. Hele ulkelerin gecisi muhtesemdi. 

Ulke gecislerinde kendimi biraz cahil hissetmedim desem yalan olur. Adini daha once hic duymadigim, nerde olduklari hakkinda hic bir fikrim olmayan onca ulke vardi ki. Biraz atlas calismaya karar verdim. Ulkelerin kiminde yuzlerce , kiminde sadece bayrak tasiyan sporcu vardi. Zaten Olimpiyatlar'in guzelligi de bu; onemli olan sayi degil; katilmak. Olimpiyat Komitesi de ozellikle bunu vurguluyor. 

Olimpiyat Atesi hic sonmesin. Insanlari guzel seyler icin birarada olmaya tesvik etmeye etsin. 

Ilustrasyon: Ole'
For English please click CosieCosie.

Thursday, July 26, 2012

Herkes Patates Sever :)

Sevgili Bolat'in son yazisi patatesle ilgili. Ben de onu okuyunca French Fries nerden gelmistir diye meraka dustum. Kendisi de rica etmis, " Bizim icin bir arastirir misin? " demis. Hal boyle, olunca bu konuya el atmak boynumuzun borcu oldu :)

Oncelikle ilginc olani, bu French Fries diye anilan ince kesim citir patates kizartmalarin aslinda bir Belcikali icadi olduguna dair genel bir kani olmasi. Buna karsilik, Belcika ve Fransa'da bu patateslere "Pommes Frites" deniyor. Anlayacaginiz, "Pom Frit" diye okunan ve dilimize "Kizarmis Patates" diye cevrilen, bildiginiz bizim patatesler.

Yaygin bir kaniya gore French Fries denilmesi, kendilerinin unlu bir Fransiz yemegi olmasindan kaynaklanmiyor, daha cok patateslerin Fransiz usulu kizartilmis olmalarini tanimliyor. Buna karsin, bir baska gorus ise patateslerin julyen kesimlerine gonderme yapilarak, Fransiz usulu kesilmis olmalari nedeniyle bu ismi  almis olduklari.

Her ne kadar "Fransiz Usulu Kizarmis Patatesler" Amerika'da,  Birinci Dunya Savasi sonrasi, savas sirasinda Belcika'da bu lezzeti tatmis Ingiliz ve Amerikan askerleri tarafindan populerlestirildiyse de, aslinda yeni kitada daha once de bilinen bir lezzetti. Askerler muhtemelen, Belcika ordusunun resmi dili Fransizca oldugu icin, bu tada "French Fries" demislerdi. Oysa Amerikan baskani Thomas Jefferson da 1784 ve 1789 yillarinda Fransa'da kaldigi sure icinde bu " Fransiz usulu kizarmis patateslerden" soz etmistir. Hatta bu lezzeti unutamamis olacak ki 1802 yilinda Beyaz Saray'da ilk kez "Fransiz usulu kizarmis patatesleri" yeniden yemistir.

Simdi Kizarmis Patatesin bu yeni kitaya yolculugu sirasinda, askerlerin ve Thomas Jefferson'in atladigi onemli bir unsura dikkat cekmek istiyorum. Kizarmis Patates yaninda mayonez olmadan dusunulebilir mi? Bence de dusunulemez. Ama Amerika'da kimse bu acigin ayirdinda degil. Hatta ben yana yakila mayonez aradigimda, damak tadimdan suphe eden Amerikalilarla cok karsilasiyorum. 1994 yapimi Pulp Fiction filminde Vincent ve Jules arasinda, bu konuyla ilgili talihsiz bir diyalog bile gecer:

Vincent: Hollanda'da kizarmis patateslerin uzerine ketchup yerine ne eklerler biliyor musun?
Jules: Ne?
Vincent: Mayonez.
Jules: Allah Kahretsin!
Vincent: Hahaha. boyle yaptiklarini gozlerimle gordum. O b.kun icinde yuzduruyorlar.
Jules: Igrenc.

Iste boyle. :) Simdi kizarmis patatesin farkli dillerdeki soylenislerini yazarken, Almanca'da da bir "Fransiz" lafinin gectigini farkettim. Belki Bubu biliyorsa, o da bizi bu konuda aydinlatir. Peki Yunancasi? Yunanlar da ozgun insanlardir, bizim gibi "Kizarmis Patates" dediklerini tahmin ediyorum; tabii ki kendi alfabelerinde. :)

Ilustrasyon: Ole'

For English please click CosieCosie.